Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

BİD’AT VE HURÂFELERDEN SAKINMAK

Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.v) beka yurduna göçmeden birkaç ay önce,

Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.v) beka yurduna göçmeden birkaç ay önce, bir cuma günü Cenab-ı
Mevla şöyle ferman buyuruyordu: “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi
tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.”
Bu ayet-i celilinin ifade buyurduğu üzere Din-i Mübin-i İslam kemale ermiş, müminler için nimet
tamamlanmış ve hayat olarak da İslam seçilmiştir. Buna göre, dinin olgunlaşmasını bid’at ve
hurafelerden beklemek, bu âyet-i kerimeye aykırı davranmak olur.
Esasen dünyada ve ahrette kurtuluş, saadet arayanlar, Allah’ın Kitabına ve Fahr-i Âlem’in (s.a.v)
sünnetine sarılmalıdır. Bunun dışında kurtuluş ve mutluluk arayanlar yollarını şaşırmışlardır; tövbe
edip yüzlerini Hakka döndürmedikçe onlar için kurtuluş yoktur.
Tek mükemmel hayat nizamı olan İslâm’ın bütün hükümlerinin çıkarıldığı iki kaynak ve dayanak
vardır: Birincisi Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Azimüşşan, ikincisi de Habib-i Edib’in sünnet-i seniyyesidir.
Ehl-i Sünnet dairedeki icma ve kıyas gibi diğer bütün ictihad yolları mutlaka bu iki kaynağa
dayanır. Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti dışında başka herhangi bir kaynak aramak ise ancak
cehâlettir.
Hadis-i şeriflerde bid’atla ilgili olarak şöyle buyrulmuştur:
“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenlerdir”
“Sonradan ihdas edilen her şey bid‘attır”
“Her bid‘at dalâlettir”
“Sözün hayırlısı Allah’ın Kitabı Kur’andır. Yolların en hayırlısı O’nun Resulü’nün yoludur. İşlerin en
kötüsü ise, dinde olmadığı hâlde sonradan ortaya çıkarılıp, dinden imiş gibi gösterilmeye çalışılan
şeylerdir. Dinde olmadığı hâlde dine sokulmak istenen her bid’at sapıklıktır.”
Hanefi fukahasından Alauddin El Haskafi, bid’atı: “Peygamber’den (s.a.v) malum ve meşhur olan
şeyin aksine itikad etmektir” şeklinde tarif ediyor.
İbn Mace ve başkaları Seriye’nin (r.a) şöyle dediğini nakleder¬ler: Resulullah (s.a.v) bize öyle bir
vaazda bulundu ki, ondan dolayı gözler ya¬şardı, ondan dolayı kalpler korkuyla titredi. Ey Allah’ın
Resulü dedik. Bu, ade¬ta bir veda edenin öğüdüne benzemektedir. Bize neyi tavsiye edersin?
Şöy¬le buyurdu:
“Ben, sizi apaydınlık yol üzerinde bıraktım. Onun gecesi de gündüzü gibidir. Benden sonra
bu yol¬dan helak olandan başkası sapmaz. Aranızdan yaşayacak olanlar, pek çok ayrılıklar
göreceklerdir. Size, benim sünnetimden ve benden sonra hidayet bulmuş raşit halifelerin
sünnetinden bildiğinize bağlı kalmanızı tavsiye ediyorum. Onlara dişlerinizle kavrarcasına sımsıkı
sarılınız. Sonradan uydurma işlerden (bid’atlerden) de sakınınız. Çünkü şüphesiz her bir bid’at
bir sapıklıktır. Size itaat etmenizi tavsiye ediyorum. İsterse başınızdaki Habeşli bir köle olsun.
Şüphesiz ki mümin, burnuna halka takılmış deveye benzer. Nereye çekilirse oraya gider.”
Bu tanımlamalardan da anlaşılacağı gibi, dini bir terim olarak bid’at; örf ve adetlerin, ya¬ni günlük
yaşayışı sağlayan davranışların dışın¬da ve sırf Allah’a yaklaşmak için, yani ibadet maksadıyla
yapılan eylem ve kabulleniş biçimleriyle ilgilidir. Yoksa sözlük anlamıyla, sonra¬dan ortaya çıkan
her şey, demek değildir. Öyle olsaydı Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Ashabından sonra gelişen
fenni, tıbbi ve sosyolojik anlamda her şeye bid’at denilirdi.
Bid’atlar alanları itibariyle de kısımlara ayrılmaktadır. İtikadi konularla ilgili olanlara “itikadi
bid’atler”, iş ve hareketle ilgili olanlara da “ameli bid’atler” denir. Ayrıca mahiyetleri itibariyle küfrü
gerektiren ve gerektirmeyen bid’atler vardır.
Kitab-ı Mübinimiz’in ve Sünnet-i Seniyye’nin onaylamadığı; dinimizin hedef ve gayesine aykırı her
türlü itikat, amel ve örf-adet hâline getirilen her şey bu kapsamdadır ki, bunlar da reddedilmiştir.
Âlimlerimiz bunları “bid’at-ı seyyie” olarak tasnif ederler.
Kitab-ı Mübinimiz’in ve Sünnet-i Seniyye’nin tasdikini alabilen; dinimizin hedef ve gayesine aykırı
olmayan yenilikler ise “bid’at-ı hasene” olarak değerlendirilir.
Fudayl b. İyad (r.aleyh) demiştir ki: “Bid’at sahibi birisini sevenin Allah, amelini boşa çıkartır,
İslam’ın nurunu da kalbinden alır.”
İbn Abbas (r.a) da der ki: “Sünnet ehlinden olup sünnete çağıran, bid’atten de uzaklaştırmaya
gayret eden bir kimseye bakmak dahi ibadettir.”
Süfyan es-Sevri (r.aleyh) der ki; “İblis, bid’atı masiyetten (günahtan) daha çok sever. Çünkü
masiyetten tövbe söz konusu olur. Fakat bid’atten tövbe söz konusu olmaz.”
Enes bin Malik (r.a.) rivayetiyle, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Allah, bid’atını terk edinceye
kadar hiçbir bid’atçının tövbesini kabul etmez.
Hayatımızdaki Kötü Bid’at ve Hurâlerden Bazıları
Hayatımıza girmiş ancak Kur’an ve Sünnet’te aykırı o kadar çok Bidat ve Hurafe vardır:
-Türbelere ve kabirlere mum dikmek, ağaçlara ve türbe pencerelerine bez bağlamak, tuz
serpmek.
-Haftanın bazı günlerinde yolculuğa çıkmanın, siyah kedi görmenin, baykuş ötmesinin, merdiven
altından geçmenin uğursuzluk getireceğine inanmak.
-At nalı, nazar boncuğu gibi şeylerin, kötülük ve uğursuzluk savdığına inanmak, bu inançla bu gibi
şeyleri evine, arabasına, işyerine asmak.
-Ruh çağırmak, büyü yapmak ve yaptırmak, fal bakmak, yıldızların durum ve hareketlerinden
hüküm çıkarmak, burçlara inanmak…
-Ölülere bağışlanmak üzere önceden Yasin okuyup şişelere doldurduğunu söyleyen bazı
istismarcılara aldanarak bu şekilde “hazır Yasin” satın almak ve bunu ölülere bağışlamak.
-Gece tırnak kesmenin kısmet eksilmesine veya ömür kısalmasına sebep olacağına inanmak.
-Bazı camilerin bahçelerinde bulunan şadırvanlara para atarak niyet tutmak.
-Türbelerin bahçesinde veya eşiğinde, önem verilen birisinin gelişini kutlamak için ya da yeni
alınan ev, araba vs. gibi şeyler için “kan akıtmak” adı altında kurban kesmek, kanını kendi alnına
veya yeni alınan şeylere sürmek. (yeni alınan şeyler için şükür kurbanı kesip fakirlere dağıtmakta
bir sakınca yoktur.)
-Ay ve güneş tutulması esnasında (ayı ve güneşi tuttuğuna inanılan şeytanları kovmak için!)
teneke veya davul çalmak, silah atmak.
-Kötü bir olaydan söz eden kişinin, o olay kendi başına gelmesin diye kulağını çekmesi ve ahşaba,
duvara vurması.
-Kırkını doldurmamış çocuğun tırnaklarını kesmenin, o çocuğun arsız ya da hırsız olmasına yol
açacağına inanmak.
-Cinden, şeytandan, nazardan vs. korumak için yeni doğmuş çocuğun kundağının veya beşiğinin
altına kurumuş insan pisliği veya mezarlıktan getirilmiş toprak koymak.
-Boyu ölçülen çocuğun kısa kalacağına inanmak.
-Gece köpek uluyan veya damında karga yahut baykuş öten ya da kapısında çıkarılan
ayakkabılardan birisinin ters döndüğü evden cenaze çıkacağına inanmak.
-Moda gibi hayatımıza girmiş olan miladi yılbaşı kutlamaları; içki, kumar, israf ve benzeri pek çok
fitne ve kötülüğün teşvik edildiği toplumsal bir hezeyana dönüşmüştür.
-Yılbaşı kutlamaları da hayatımıza girmiş kötü bid’atlerden birisidir. Haramdir.
Daha bir çoklari sayılabilir lakin yaziyi çok uzatmama adına birde inanç konusunda bid’atler var
ki bugün kuran bana yeter diyenler onuda kendi heva ve heveslerine göre yorumlayanlar rabbim
bizi peygamber efendimizin,sahebenin ve müçtehidlerin yolundan ayirmasin. Razi olduğu bir
ömür,rağzi olmadiği herşeyi terk etmeyi nasip etsin.Amin.