Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CEMAAT VE CAMİNİN ÖNEMİ

Mabetler bir dinin en önemli yapılarıdır. Bir yerde mabet varsa

Mabetler bir dinin en önemli yapılarıdır. Bir yerde mabet varsa orada bir inançtan, o inancın yaşanıldığından ve yayılmasına hizmet edildiğinden, ayrıca o yapıyı yaşatan gönüllülerin varlığından bahsedilebilir. İşte bu noktada camiler de İslâm dininin en belirgin özelliği, şiarı ve adeta İslâm’ın görünen resmidir. Yakın zamanlara kadar camiler İslâm şehirlerinin kalbi olagelmiştir. Cami bir beldenin İslâm beldesi olduğunun ilk ve en görünür işaretidir, İslâmî kimliğidir.

Efendimiz (s.a.v), mescit inşasına verdiği büyük önemin bir tezahürü olarak Medine’ye vardığında ilk işi mescidin yerini belirlemek olmuştur. Kendi evinin yerini, hatta misafir olacağı evi bile ancak mescidin yerini belirleyip arazisini satın aldıktan sonra belirlemiştir. Kuba’da olduğu gibi Medine’de de mescidin inşasında ashabıyla beraber bizzat çalışmıştır. Bu durumu Ebu Hüreyre (r.a) şöyle anlatıyor:

Mescid-i Nebevi yapılırken Rasulullah (s.a.v) de ashabıyla beraber çalışıyordu. Bir gün O’nu bir kerpici yanlamasına, karnı üzerine koymuş götürürken gördüm. Ağır geldiğini düşünerek:

– Ya Rasulallah, onu bana ver, ben taşıyayım, dedim.
– Ebu Hüreyre, başkasını al. Gerçek rahatlık ahiret rahatlığıdır, buyurdu.

Asr-ı Saadet’te Mescid

Asr-ı Saadet’te hayat Mescid-i Nebevî çevresinde şekillenmişti. Müminlerin dertleri burada konuluşuyor, devletin işleri burada karara bağlanıyordu. Allah Rasulü (s.a.v) müminlere mescidin minberinden sesleniyordu. O’nun yolu üzere olmaya büyük özen gösteren Dört Halife de öyle yapmıştı. Böylece müminlere doğrudan ulaşma imkânı buluyorlar ve aracısız kendilerini ifade buyuruyorlar, insanlara nasihat ediyorlardı. İlk dönemden itibaren müminler mescide, camiye gelmeye özen gösterdikçe daha çok bir ve beraber oluyorlardı. Omuz omuza namaz kılarak kardeşlik bağları daha bir sağlamlaşıyordu. Yine bir mümin sıkıntıya düşse, haberdar olup yardımına koşuyorlardı.

Namaz ve cemaat Allah Rasulü (s.a.v)’in müminleri bir araya getirme yöntemiydi. Böylece ibadetlerini ifa etmek için bir araya gelen müminler dünya birlikteliğini de sağlıyorlardı. Fahr-i Kâinat Efendimiz cemaate herkesin katılmasını istiyor ve devamlılığı tavsiye buyuruyordu.

Amr b. Ümmü Mektûm anlatıyor:

– Ya Rasulallah, dedim, ben körüm. Evim de mescitten uzak, elimden tutup beni mescide getiren biri varsa da, o da yumuşak davranmıyor. Namazlarımı evimde kılmam için bana izin verir misin? Allah Rasulü s.a.v. sordu:

– Çağrıyı (ezanı) duyuyor musun?”

– Evet.

– Öyleyse sana ruhsat veremem! buyurdu.

Namaz sadece ferdî boyutu olan bir ibadet değildir. Bu yüzden cemaatle kılınması gereklidir. Mecburiyet dolayısıyla kimi durumlarda tek başımıza kılabiliriz. Fakat elverdiğince cemaate devam etmemiz gerekir. Cemaat kulluk şuuru kazanmamızı sağlar, birlik olmamızı kolaylaştırır. Nasıl ki namaz fert olarak mümin için dirlikse, cemaatle namaz kılmak da toplum için dirlik ve birlik sebebidir.
Cemaatle Namazın Hükmü

Aklı olan, bulûğ çağına eren, hür olan ve zorluk çekmeksizin cemaatle namaz kılmaya gücü yeten Müslüman erkeklerin toplanıp cemaatle:
– Cuma namazı kılmaları farz,
– Bayram namazı kılmaları vacip,
– Beş vakit namazın farzlarını kılmaları müekked sünnettir.

Cemaatle namaz kılmak; Müslümanlar arasında yardımlaşmaya, kaynaşmaya, birlik ve beraberlik içinde yaşamaya vesile olur. Allah Tealâ’nın rızasına ve sevgisine sebeptir. Tek başına kılınan namazlardan yirmi yedi derece daha üstündür.

Hatta sabah namazının sünnetinden de kuvvetlidir ki, vacib derecesindedir. Cemaatle namaz, İslâm’ın çok önem verdiği vazifelerdendir. Terkinde ise, ağır kerahet ve sorumluluk vardır. Cemaatle farz namazlar kılınır. Teravih dışında nafile ve sünnetlerin cemaatle kılınması, Hanefîlere göre mekruhtur. (Şafiîlerde mekruh değildir). Cuma ve bayram namazlarının ise cemaatle kılınması şarttır.

Namazın evde cemaatle kılınması, caizdir. Camiye gidemeyen bir erkek kendi evinde ev halkı ile cemaat olabilir. Bu, cemaat sevabını hâsıl eder. İki kişi ile cemaat olur. Ancak, erkeğin bir özrü yokken, sürekli evinde cemaat olması ve camiden uzak kalması tahrimen mekruhtur.

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti

Saîd b. el-Müseyyeb (rh.a) şöyle demiştir: “Beş vakit namazı cemaatle kılan kimse, karaları ve denizleri ibadetle doldurmuştur.”

Ebu’d-Derda (r.a), yemin ettiği pek duyulmadığı halde şöyle demiştir: “Allah’a yeminle söylerim ki, şu üç amel Allah’ın en çok sevdiği işlerdendir. Sadaka vermek, cemaatle namaz kılmak üzere mescide gitmek ve insanlar arasını ıslah etmeye çalışmak.”

Enes b. Mâlik’ten (r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her kim kırk gün süreyle cemaate devam eder ve ilk tekbire yetişirse: Allah o kimseye iki kurtuluş (beraat) yazar: Biri ateşten, diğeri münafıklıktan kurtuluş.” ,

İbn Abbas ve Ebû Hüreyre’den (r.a) Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Her kim beş vakit namazı

cemaatle kılarsa, sırat köprüsünü ilk zümre ile birlikte şimşeğin çakması gibi geçer. Kıyamet günü de yüzü ayın on dördüncü günü gibi parlayarak gelir. ,

Peygamber Efendimiz (s.a.v) vefat etmeden son zamanlarında bazı aralar kendine gelip konuşmaya güç yetirdiğinde, ‘Namaz! Namaz! Cemaatle birlikte namaz kıldığınız müddetçe birbirinizden kopmazsınız’ buyuruyordu.

Ebû Hüreyre’den(r.a) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a) buyurmuştur ki: “Münafıklara en ağır gelen namaz yatsı ve sabah namazlarıdır. Şayet onlar bu iki namazda olan sevabı bilselerdi, sürünerek de olsa bu namazlara gelirlerdi.”

Hazret-i Osman (r.a.) Rasülullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Yatsı namazını cemaatle kılan kişi gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibidir. Sabah namazını da cemaatle kılarsa bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibi olur.”

Rasülullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Kim bir vakti cemaatle kılarsa, göğsü ibadetle dolar.

Sahabe efendilerimiz den (r.a) eğer birisi cemaatle namaz kılmaya yetişemezse matem tutardı. Evde cenaze varmışcasına üzülürdü. Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı. İşte âhiret, Allah rızası onların yanında bu kadar makbuldü.

Ebu Hureyre (r.a) şöyle der: “Ademoğlunun kulağına erimiş kurşun dolması, ezanı işitip de icabet etmemesinden daha hayırlıdır!”

Hz. Ömer (r.a), cemaatiyle o derece ilgilenirdi ki gelmeyenler hemen dikkatini çekerdi. Bir gün yanına bir hanım geldi. Hz. Ömer (r.a), hanıma sabah namazında kocasını göremediğini söyledi. Kadın, kocasının gece boyunca ibadetle meşgul olduğu için sabaha kadar yorgun düştüğünü ve namazını kılıp yattığını söyledi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a), “Allah’a yemin ederim ki sabah namazına cemaate gelmesi, gece boyunca ibadet etmesinden bana daha güzel geliyor.” ,

Ebü’d-Derdâ (r.a) aktarıyor: Bir defasında Resûlullah’ın (s.a.v) şöyle dediğini işitmiştim: “Mescidler takva sahiplerinin evleridir. Allah (c.c) mescidleri evleri gibi edinenlere (ahirette) rahatı, rahmeti, sırat köprüsünden geçmeyi, cehennem ateşinden kurtuluşu ve rızasını ihsan ve ikram etmeyi söz vermiştir.

Namazı Cemaatle Kılmaya Özen Göstermek

Denilmiştir ki: Her kim beş vakit namazı cemaatle beraber kılmaya devam ederse, Allah Teâlâ ona beş güzel haslet verir:
1. Ondan geçim darlığı kaldırılır.
2. Ondan kabir azabı kaldırılır.
3. Amel defteri sağ tarafından verilir.
4. Sırat köprüsünden şimşek gibi süratle geçirilir.
5. Hesapsız cennete sokulur.

İmamın Arkasında Duranların Sevabı

Mızraklı İlmihal’de denmiştir ki; “İmamın arkasına durana 100 sevap, sağında durana 75 sevap, solunda durana 50 sevap verilir. İlk safta durana 25 sevap, ikinci saftan en arka safa varıncaya kadar (orada bulunanlara) durana 10 sevap verilir. Bu sevapların bir tanesi 1000 vukıye, o vukıyenin her bir tanesi 1000 dirhem ve o dirhemin her bir tanesi Uhud dağından ağır olsa gerektir.”

Camiler Allah Tealâ’nın evleridir. Bu evler buram buram edep ve erdem kokar. Efendimiz (s.a.v)’in mescidinin beş vakit namazda, her yaştan müminlerle dolup taştığını biliyoruz. Yakın zamanlara kadar devam eden bu coşkuyu şimdilerde sadece cuma, bayram ve teravih namazlarında yaşayabiliyoruz. Oysa camiler taşıdıkları büyük ve derin manalarıyla biz müminlere bazı sorumluluklar yüklüyor. Camileri imar etmek, her vakit namazda coşku ile doldurmak ve camilerimizi dinî ve sosyal hayatımızdan koparmamak şüphesiz en önde gelen sorumluluklarımızdandır Camilerinden kopmuş hiçbir İslâm medeniyetinin yaşamasına imkân yoktur. Yeni yetişen nesillerin İslâmî kimliğinin oluşması ve zamane rüzgârında savrulmaması ancak camilerle kurduğumuz sıkı irtibata bağlıdır. Gelin dinimiz, kendimiz ve yeni nesiller adına bir adım atalım, camileri dolduralım.