Bir yöreye has yiyecek, içecek, el sanatları gibi ürünler ne kadar önem arz ediyorsa bir bölgeye has kelimelerde en az o kadar önem arz eder. Hatta meşhurluk alametini kimi zaman gıda ve el sanatları değil de kelimeler oluşturur. Trakyalıların “beya” Ankaralıların “la” Karadenizlilerin “ula” ifadeleri bunun basit bir örneğidir. Türk Dili ve Halk Edebiyatı alanlarında ihtisas yapmış biri olarak bölgemize has kızan kelimesi her zaman için dikkatimi çekmiştir. Aslında bölgemize has demek yanlış olur. Çünkü Türk Halk Edebiyatının ana kaynaklarından olan Dede Korkut Hikayelerinde kızan kelimesi geçmektedir. Bu demek oluyor ki kızan kelimesi Türklerin genelinin kullandığı ya da en azından haberdar olduğu bir kelime. Burada bizi asıl meraklandıran kelimenin kullanım havzasının zaman içinde daralarak neredeyse bölgemize has hale gelmesi ve eş anlamlılarını geride bırakacak şekilde revaç bulmasıdır. Bunun sebepleri üzerinde fikir yürütmeden önce Türkçe’de kızan kelimesinin eş anlamlısı olan çocuk, oğlan, evlat gibi kelimelerinde serüvenlerinden kısaca bahsetmek isterim.
Eski Türkçe’de oğlan kelimesi hem kız hem erkek evlat için kullanılmaktadır. Kelime, dilimizde çok sık görülen bir olay olan anlam daralmasına uğrayarak zaman içinde sadece erkek çocuğunu ifade eder hale gelmiştir. Çocuk kelimesinin ortaya çıkışı ise bir hayli gariptir. İslam öncesi Türklerin inanç dünyasında dağın, taşın hülasa doğanın her bir unsurunun ruhu olduğuna inanılırdı. Ve bu ruhlar iyi kötü gibi bir takım özelliklere sahipti. İnsanlar sevdiği kişi ve nesneleri çirkin betimlemelerle anarak kötü ruhların dikkatini uzak tutmaya çalışırlardı. Eski Türkçede Domuz yavrusu anlamına gelen çocuk kelimeside anne ve babaların evlatlarını kötü ruhlardan koruma yöntemlerinden biriydi. Bu yöntem sebebiyle çocuk kelimesi tarihi süreç içerisinde anlamını yeniden yapılandırarak dilimizde hayvan yavrusundan insan yavrusuna dönüşmüştür. Sevgiyi çirkin hitapla belli etme ritüeli inanç işlevini kaybetmiş bir halde bizde hala yaşamaya devam etmektedir. Bebekleri zaman zaman çirkin sıfatlarla sevmemiz bunun bir örneğidir. Evlat kelimesi ise diğerlerine nazaran çok sonraları dilimize Arapçadan girmiştir.
Şimdi asıl sorumuza dönecek olursak kızan kelimesinin yöremize has şekilde sıklıkla kullanımının sebeplerinden bazıları şunlar olabilir.
1. Kan hafızası. Millet olabilmiş topluluklarda geçmişe ait unutulmaya yüz tutmuş ya da tamamen unutulmuş bilgi, duygu ve davranışların kalıtsal yolla iletilerek torunlar tarafından tekrar anımsanması durumudur.
2. Kızan kelimesi fiilden fiil yapım eki ile kız+an çiftleşme dönemi gelmiş köpek ve kedigiller içinde kullanılır. Eski türklerin kötü ruhu uzak tutma ritüelini göz önünde bulundurursak bu alışkanlık ile de kullanılmış olabilir.
3. Bulgaristan’ın Kazan, halk diliyle kızan kasabasından kinaye ile kullanılmasıdır. Bu kent çok uzun yıllardır yetiştirdiği güllerle meşhurdur. En çok sevdiğini gül ile betimleyen bir toplum olarak istiare yoluyla kentin adını çocuklarımıza nispet ederek kullanmış olabiliriz.
Sebebi her ne olursa olsun modernizmin baş döndürücü sosyal ve kültürel tekeleciliğine karşı kendimize has farkındalığımızın en önemli göstergelerinden biri olan dilimizden küçük direnişleri işitmek oldukça keyif verici.
Trakyalı Vatan Şairi Namık Kemal’in sürgün bulunduğu Magosa’da (KKTC) askerlik vazifemi ifa ederken memleketime duyduğum özlemin küçük bir meyvesini paylaşmak isterim. Vesselam!
