Dostlar bu haftada beraberiz. Şükürler olsun. Bizim medeniyetimiz ve kültürümüzde, sözlüanlatımımızda,hikayeleştirerek anlatım çok meşhurdur. Öyle metinlerimiz var ki nesiller boyu anlatılır. Mesela Köroğlu hikâyelerini hepimiz biliriz. Bolu beyini, Ayvazı tanırız. Hz. Ali efendimizin cönklerini -kahramanlık hikayelerini-hepimiz biliriz. Eskiden coğrafyamızda akşamları bu hikayeler anlatılırdı. Hatta bir gece hikâyenin akışına kendini kaptıran amcanın biri Ey Ali askerlerini dağa çek askerleri kırdırma diye yüksek sesle çığlık atar. Mevlana’nın mesnevisi de baştan aşağıya hikayelerledoludur. Eskiden mahalle odalarında mescitlerde mesnevi okumaları yapılırdı. Örnek olması adına mesneviden ibretlik bir hikâye paylaşmak istiyorum. Mevlâna hazretleri anlatıyor:
” Bir gün bir meyve bahçesinin yanından geçiyordum. Bir inilti duydum. Sesin geldiği yere doğru yöneldim. Yanını varınca insan pisliğinden geldiğini gördüm. Niçin inlersin? dediğimde. Ah hiç sormayın ben bu bahçede gayet güzel bir şeftali idim. Ancak zalimin biri beni yedi ve bu hale geldim dedi”. Kıssadan hisse deyip Mevlâna hazretleri başlıyor anlatmaya “Ey insan oğlu sen evrenin en değerli varlığısın sen bu dünyada bir pislik fabrikası olarak değil eşrefi mahlukat olarak yaratıldın. Senin görevin Allah’ı tanımak ve bilmek diyerek önemli bir konuyu hikayeleştirerek güzel bir şekilde kısa birkaç cümle ile anlatmış olmaktadır.
İşteeskiden böyle halk arasında çok tutulan günümüzde iseunutulmağa yüz tutan anlatımlardan hareketle bir hikâye paylaşmak istiyorum. Hem dinlemesi hem anlatması kolay tarz. Eskiden ülkenin birinde ordu sefere çıkıyor. Ordunun içindeki askerlerin kimisi zırhlı kimisi hafif piyadeler. Günlerce yürüdükten sonra gece karanlığında yollarına bir tünel çıkıyor. Komutan birliğine emir veriyor.
“Karanlık bir tünele giriyoruz. Ayağınıza takılacak olan taşları toplayınız. Emrimi hafife almayın. Buyruğumu tutunuz diyor.” Tünele girince bir gurup asker zırhlarımız ile yürümekten iyice yorulduk. Takatimiz kalmadı deyip taş toplamıyorlar. Bazıları ise mademki komutanımız emretti, ayağımıza takılan taşları toplayalım komutanın vardır bir bildiği diyorlar ve tünelde taş toplamaya tünel çıkışına kadar devam ediyorlar. Bazıları ise emri ciddiye almayıp taş toplamıyorlar. Sabaha karşı tünelin sonuna gelince herkes topladığı taşlara bakıyorlar. O da ne toplanan taşlar meğerse altın külçeleriymiş.”
En büyük pişmanlığı hiç taş toplamayan gurup almış. Ne yaptık demişler? Keşke komutanı dinleseydik emre itaat etseydik de bizler bu pişmanlığı yaşamasaydık dediler. İkinci gurup ise aymazlık yapmasaydık da bizde çok taş toplasaydık dediler. Emre itaat eden askerler ise iyi ki komutanımızı dinlemişiz. Bu işte karlı çıktık dediler.
Bu hikâyeden çıkarılabilecek birkaç önemli ders var:
- İtaatin Önemi: Hayatta da Allah ve resulünede itaat önemli:“… Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse doğru yolu bulmuştur. Kim onlara isyan ederse ancak kendisine zarar verir. Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez.”(Ebû Dâvûd, Salât, 221, 223)İşte bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederse Allah onu, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur. (Nisâ suresi, 13. Ayet)
Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, Sıddıklara, şehitler ve Salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır! (Nisâ suresi, 69. Ayet)
- Pişmanlık
Taş toplamayan grup, bu hikâyenin en büyük pişmanlık yaşayanları. Bu, bir emri veya fırsatı hafife almanın, daha sonra geri dönülemeyecek sonuçlar doğurabileceğini vurgular. “Keşke dinleseydik,” dememek için, her zaman önümüze çıkan fırsatları değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatır.
Kim de Allah’a ve Peygamberi ’neisyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa Allah onu, içinde devamlı kalacağı bir ateşe sokar. Onun için zelil ve perişan eden bir azap vardır. (Nisâ suresi, 14. Ayet)Nihâyet, onlardan (kâfirlerden) birisine ölüm geldiği zaman, (yalvarıp) der ki: “Rabbim, beni (dünya hayatına) geri gönder. (Ki) geride bıraktığım dünyada, (iman sahibi olayım ve) iyi işler yapayım” Hayır! Bu (yalvarış ve temenni) onun ağzından çıkan boş ve anlamsız bir sözden başka bir şey değildir!Müminin Süresi:99-100.
- Fırsatları Değerlendirmek
Başlangıçta “taş” gibi görünen şeyler, aslında “altın külçesi “ne dönüşebiliyor. Bu, hayatımızda karşılaştığımız küçük, önemsiz görünen işlerin veya çabaların, aslında büyük ödüllere giden yolda birer basamak olabileceğini gösteriyor. Her zorluğun içinde bir fırsat yattığını ve bu fırsatları fark edip değerlendirmenin önemli olduğunu anlatır.
- Sonuç Odaklılık
Hikayedeki askerler, yorgun olmalarına rağmen komutanın emrine uyarak taş toplamaya devam ediyorlar. Bu, anlık zorluklara odaklanmak yerine, daha büyük bir resim için çaba sarf etmenin ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Sabır, azim ve hedefe kilitlenmenin başarıyı getirebileceği dersini veriyor. Şüphesiz, iman edip, Salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratılanların en hayırlısıdır. Rableri katında onların mükâfatı, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rabbine derin saygı duyanlara mahsustur.” Beyyine, 98/7-8.
Bizler de ölüm sonrası pişman olmamak için şimdiden fırsat varken ahiret yatırımı yaparak altınları toplamalıyız. Kalın sağlıcakla.
YORUMLAR